Gerçekten köşkler, şatolar ne ile döşenir diye merak ederdim hep. Böyle egzantirik şeyleri pek seven, pek hayran bir tip olarak evlenip evim olunca o hiç içine girmediğim ama dışarıdan pek şık duran ve yurt dışında binimum yerde şubesi olduğu yazan Alsancak'ın ortasında Lozan ile Reyhan Pastanesi'nin arasında kalmış bu köşe dükkandan her şeyimi alacağımı ve eve hiç kimsenin çocuğunu falan bırakın kendi çocuğumu bile sokmayacağımı hayal etmiştim hep.
İşte bir psikopatın hayalleri de o hayal ettiği yerle tanışana kadar sürüyor tabi. Annem, kayınvalidem ve müstakbel F.P'm ile neşe içinde dünyaları alırım havasıyla girdiğim bu müzeden "bari bir fotoğraf çekseydik" serzenişiyle elim boş ayrıldım. Annemlerin " kızım orası çok pahalı, değer mi o kadarına!" dediği şeyin ne olduğunu pahalı kavramıyla yüzleşince hemencecik anlayasım geldi.
Evet Dorya çok pahalı hatta Avrupa'da falan bile bu kadar pahalı yerde az dolaştım. Bir abajurun 7 bin TL, bir konsolun fiyatının henüz belirlenememiş olduğu bir dükkandan bahsediyoruz burada. Ben elimde dana kadar çantamla " aman bir şeye çarpmayayım" endişesini o andan sonra iliklerime kadar yaşadığım kısa Dorya turumu hemencecik noktalamak suretiyle kapıdan çıktım gitti.
Evet, Dorya'da her şey çok şık, her şey çok kaliteli, her şey çok alınası. Klasik ama asla avam olmayacak sonsuz bir klasikliği tarz benimsemiş bu markayla bir gün şatom olursa şatomu döşeyeceğim. Söz! read more